Borç Müzakeresi Yazı Dizisi – 6. Bölüm
- patikahukuk
- 31 May
- 7 dakikada okunur
Borç Müzakeresi veya İflasın KOBİ’lere Ekonomik ve Hukuki Etkileri
Borç yapılandırması ya da iflas yoluna gitmenin KOBİ’ler üzerinde çeşitli ekonomik ve hukuki etkileri olmaktadır. Bu etkiler, şirketin günlük operasyonlarından uzun vadeli itibarına kadar geniş bir yelpazede hissedilir. Aşağıda, borç müzakeresi veya iflas sürecinin KOBİ’ler açısından doğurabileceği başlıca sonuçlar değerlendirilmektedir:

Operasyonel Etkiler:
Borç müzakeresi sürecine giren bir KOBİ, operasyonlarını devam ettirme niyeti taşıdığı için iş akışını mümkün olduğunca sürdürmeye çalışır. Ancak nakit sıkışıklığı nedeniyle üretimde yavaşlama, tedarik zincirinde aksamalar yaşanabilir. Örneğin, ödemelerini alamayan tedarikçiler mal teslimini durdurabilir veya peşin ödeme talep edebilir. Bu da şirketin üretim veya hizmet sunum kapasitesini olumsuz etkiler. Çalışanlar maaşlarını zamanında alamama riskiyle karşılaşabilir, motivasyon kaybı yaşanabilir. Borç müzakeresi sırasında şirketin yönetimi el değiştirmez; mevcut sahip ve yöneticiler işleri yürütmeye devam eder, bu nedenle operasyonları toparlamak için hızlı kararlar almaları gerekebilir (stok eritme, maliyet kısma gibi). Buna karşılık, iflas süreci başladığında şirket operasyonları fiilen durma noktasına gelir. İflas kararıyla birlikte şirket yönetimi iflas idaresine geçer, faaliyetler büyük ölçüde sonlanır. Üretim durur, satış yapılabilse bile iflas masası adına yapılır. Bu, KOBİ açısından işinin tamamen sonlanması demektir. Özetle, borç müzakeresi kısıtlı da olsa operasyonların sürmesine imkan tanırken, iflas operasyonel faaliyetlerin sonu anlamına gelir.
Çalışanlar ve İstihdam:
Borç krizi, KOBİ’nin çalışanlarını doğrudan etkiler. Müzakere sürecinde şirket ayakta kalmaya çalıştığından, genellikle istihdamı korumayı hedefler. Ancak nakit akışı sorunları nedeniyle ücret ödemelerinde gecikmeler olabilir veya bazı çalışanlar işten çıkarılabilir. Konkordato sürecinde İş Kanunu kapsamında çalışanların korunması için bazı düzenlemeler vardır; örneğin konkordato mühleti sırasında işçilerin birikmiş bazı ücret alacakları devletin Ücret Garanti Fonu tarafından ödenebilmektedir.
Bu, konkordatonun çalışanlar lehine bir avantajıdır. İflas durumunda ise şirket tasfiye olacağı için tüm çalışanların iş akdi sona erer. İşçiler, kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacakları için iflas masasına başvurur. Bu alacaklar imtiyazlı alacak olduğu için öncelikli ödenir, ancak iflas masasında yeterli varlık yoksa çalışanlar alacaklarının tamamını alamayabilir. Ayrıca iflas, bir anda belki onlarca çalışanın işsiz kalması demektir; bu hem aileleri hem yerel ekonomiyi olumsuz etkiler. Borç müzakeresi yoluyla kurtulan bir KOBİ ise istihdam yaratmaya devam edecek, en azından çalışan sayısında dramatik bir düşüş yaşanmayacaktır. Bu nedenle konkordato gibi yapılandırma süreçlerinin sosyal etkileri iflasa göre daha hafiftir.
Kredi İtibarı ve Finansmana Erişim:
Bir KOBİ’nin finansal itibarını en çok sarsan durumlardan biri, borçlarını ödeyememesi ve yeniden yapılandırma talebinde bulunmasıdır. Borç müzakeresi (özellikle konkordato ilanı), şirketin kredi geçmişine olumsuz yansır. Bankalar ve finansman kuruluşları nezdinde şirketin risk profili yükselir. Konkordato ilan eden bir şirket, uzun süre yeni kredi bulmakta zorlanabilir. Türkiye’de konkordato ilanları Ticaret Sicil Gazetesi ve ilan.gov.tr gibi mecralarda yayınlandığı için, bu bilgi finans çevrelerine hızla yayılır.
Şirket konkordatodan başarıyla çıksa bile, finans sektörünün güvenini yeniden kazanmak zaman alır. Yeni kredi verilecekse yüksek teminat veya faiz istenebilir. Öte yandan, iflas eden bir şirket hukuken ortadan kalktığı için, o tüzel kişi bir daha krediye ihtiyaç duyamaz; ancak şirket sahipleri yeni bir şirket kursalar bile geçmiş iflas nedeniyle bankalar temkinli davranır. Kişilerin ve ortakların kredi sicili de etkilenir. Özellikle kefalet veren ortaklar, iflasla birlikte bankalara borçlu duruma düşeceğinden, şahsi kredi notları da düşer. Sonuç olarak, borç yapılandırma veya iflas süreci KOBİ’nin kredi itibarını ciddi biçimde zedeler. Bu durum, ileride işletmenin finansmana erişimini kısıtlayabilir. Uzmanlar, konkordato ilan etmenin şirketler için bir “son çıkış rampası” olduğunu, ancak bunun bedelinin gelecekte finansman bulmanın zorlaşması şeklinde ödeneceğini belirtmektedir
Bu nedenle, borç yapılandırma anlaşmaları mümkün olduğunca sorunsuz tamamlanmalı ve şirket kredibilitesini yeniden inşa edecek adımlar atmalıdır (örneğin planlanan ödemeleri gününde yapmak, mali tabloları şeffaf şekilde duyurmak gibi).
Nakit Akışı ve Likidite:
Borç müzakeresi kararı almak, KOBİ’nin nakit akışının zaten bozulmuş olduğunun göstergesidir. Yapılandırma sürecinde, genellikle bir süre için borç ödemeleri azaltıldığı veya durdurulduğu için, şirketin nakit akışı geçici olarak rahatlar. Örneğin, konkordato mühleti boyunca şirket, icra dosyalarında ödeme yapma zorunluluğu olmadığından bu dönemde elde ettiği gelirleri üretime ve temel giderlere yönlendirebilir.
Bu, nakit akışına kısa vadeli bir nefes alma sağlar. Fakat yapılandırma planına göre belirlenen taksit ödemeleri başlandığında, şirketin nakit akışının bu yeni yükü kaldırması gerekir. Eğer plan gerçekçi değilse, nakit akışı yine tıkanır ve yeniden temerrüde düşülebilir. Bu bakımdan, borç yapılandırmanın kalıcı fayda sağlayabilmesi için şirketin likidite yönetimini çok sıkı yapması şarttır. İflas durumunda ise şirketin nakit akışı kavramı anlamını yitirir; varlıklar satılır, elde edilen nakit alacaklılara dağıtılır. Bu arada iflas süreci boyunca herhangi bir nakit akışı geliri olmayacağı için ekonomik olarak zor bir dönem yaşanır. Kısacası, borç müzakeresi şirketin nakit akışını dengeleme şansı sunarken, iflas şirketin nakde dönüştürülüp piyasadan çekilmesi demektir.
Piyasa Güvenilirliği ve Müşteri/Tedarikçi İlişkileri:
Bir KOBİ’nin borç yapılandırma sürecine girmesi, iş ekosistemindeki diğer aktörler tarafından yakından takip edilir. Şirketin konkordato ilan etmesi, müşteriler ve tedarikçiler nezdinde bir güven sarsıntısı yaratabilir. Özellikle tedarikçiler, konkordato ilan eden firmaya mal vermekte tereddüt edebilir veya daha sıkı ödeme şartları isteyebilir. Müşteriler, hizmet veya ürün devamlılığı konusunda endişeye kapılabilirler; rakipler bu durumu kullanarak müşterileri çekmeye çalışabilir. Bu nedenle konkordato sürecindeki bir KOBİ’nin iletişim stratejisi çok önemlidir. Şirket, faaliyetlerine devam ettiğini, siparişleri yerine getirebildiğini ve sadece finansal borçlarını yapılandırdığını paydaşlarına anlatmalıdır. Birçok şirket, konkordato döneminde müşterilerine güvence vermek için çeşitli taahhütlerde bulunmuş veya teslimatlara azami özen göstermiştir. İflas durumunda ise güvenilirlik tamamen sıfırlanır; şirket piyasadan çıktığı için müşteriler ve tedarikçiler açısından ilişkinin sonu gelir. İflas eden bir şirketin yarım kalmış siparişleri genellikle iptal edilir, müşteriler alternatif tedarikçilere yönelir. Bu da piyasada küçük çaplı da olsa bir güven erozyonu yaratır; özellikle belirli bir sektörde art arda iflaslar olursa o sektör genelinde risk algısı yükselebilir.
Hukuki Sorumluluklar ve Sonuçlar:
Borçlarını ödeyememe durumunda KOBİ’lerin yöneticileri ve ortakları için doğacak hukuki sonuçlar da kritik bir etkendir. Borç müzakeresi (özellikle konkordato) yoluna gidildiğinde, şirket yönetimi yasal çerçevede kalmak koşuluyla görevine devam eder ve bir cezai sorumluluk doğmaz. Ancak konkordato sürecinde borçlu şirket yöneticilerinin bazı işlemleri izne bağlanmıştır; örneğin mühlet sırasında malları rehin edemez, kefil olamaz, olağandışı işlemler yapamaz.
Bu kurallara uyulmaması hukuki sorumluluk doğurabilir. İflas halinde ise, özellikle hileli iflas gibi durumlar varsa, şirket sahip ve yöneticileri hakkında soruşturma açılabilir. Örneğin, iflas eden şirket iflastan önce mal kaçırmışsa, alacaklıları zarara uğratacak işlemler yapmışsa, Türk Ceza Kanunu’na göre bu eylemler suç teşkil edebilir. Ayrıca iflas sonucunda şirketin kamu borçları (vergi, SGK primi) ödenmemiş kalırsa, ilgili mevzuat gereği şirket kanuni temsilcileri bu borçlardan şahsen sorumlu tutulabilir. Bu bakımdan, bir KOBİ iflas ederse ortakların “bu iş bitti” diyerek kenara çekilmesi mümkün olmayabilir; arkadan gelebilecek ceza davaları, kamu borcu takibatları gibi hukuki süreçlere hazırlıklı olmak gerekir. Borç yapılandırmasına giden şirketler ise, bu olumsuzluklardan büyük ölçüde kurtulur. Ancak konkordato sonrası dönemde de şirketin 2 yıl boyunca bazı hukuki kısıtları devam edebilir (örneğin konkordato projesi ifa edilene dek bazı tasarruflar için kısıt).
İtibar ve Marka Değeri:
Finansal zorluklar, şirketin ticari itibarını zayıflatır. Yapılandırma sürecine giren bir KOBİ’nin marka değeri zarar görebilir çünkü sektördeki algısı sarsılır. Örneğin, konkordato ilan eden köklü bir markanın prestiji müşteriler gözünde düşebilir, rakipler tarafından “batmak üzere olan şirket” şeklinde lanse edilebilir. Bu etkinin boyutu, kriz yönetimine ve iletişimine bağlıdır. Başarılı bir konkordato süreci geçiren ve borçlarını ödeyip çıkan şirketler, zamanla itibarlarını tamir edebilirler. Hatta bazı örneklerde, konkordato sonrası yeniden yapılanma hikayesi olumlu bir imaj dönüşümüne de yol açabilir (şirketin dirençli olduğu ve yeniden ayağa kalktığı vurgulanabilir). İflas eden bir şirket için ise marka değeri genellikle sıfırlanır. Eğer markası değerliyse, belki iflas masasında satılarak başka bir şirket tarafından yaşatılabilir (örneğin bazı iflas eden şirketlerin marka ve isim hakları satın alınarak üretime devam edilmiştir). Ancak asıl işletme açısından itibar tamamen yitirilmektedir. Şirket sahipleri itibariyle de, başarısızlık damgası bir süre üstlerinde kalabilir. Türkiye’de iflas kültürel olarak da olumsuz bir intiba bıraktığından, iş dünyasında yeni girişimler yapmak isteyen eski ortaklar güven tazelemekte zorlanabilir. Bu nedenle pek çok iş insanı iflastan kaçınmak için konkordato vb. yolları denemeyi tercih etmektedir.
Piyasa ve Ekonomi Üzerindeki Etkiler:
Küresel ölçekte işletme iflasları beşinci yıl üst üste artmaya devam ediyor. Allianz Trade’in Mart 2025 tarihli Global İflas Raporu, 2024’teki %10’luk sıçramanın ardından 2025’te iflas sayılarının %6 daha yükseleceğini ve 2026’da da %3 ek artışla yeni bir zirve yaşanacağını öngörüyor. Rapora göre artan faizler, belirsiz talep ve jeopolitik gerilimler nedeniyle en kırılgan kesimi yine KOBİ’ler oluşturuyor; bu dalganın 2025’te dünya çapında yaklaşık 2,3 milyon kişilik istihdamı doğrudan riske atacağı hesaplanıyor. Kaynak: Allianz
Türkiye cephesinde, Trading Economics verileri şirket iflaslarının 2025 Mart’ta 2005 başvuruya geldiğini, bunun Şubat’a kıyasla %13’lük bir artış ve veri serisinin rekor düzeylerine yakın olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, Bankalar Birliği’nin çoklu alacaklı çerçeve anlaşmaları sayesinde 415 şirket Ocak 2025 itibarıyla 325 milyar TL tutarında borcunu yeniden yapılandırarak faaliyetini sürdürdü; bu mekanizma, toplu tasfiyelerin sisteme yayılmasını kısmen frenliyor. Ticaret Ekonomisiİnternasyonal Hukuk Kılavuzları
Avrupa’da ise Eurostat ilk çeyrek verileri 2025’in başında şirket iflaslarının %0,9 gerilediğini gösteriyor; bu tablo, likidite koşullarının ülkeler arasında ne kadar farklılaştığını ortaya koyuyor. EU Reporter
Tüm bu veriler çerçevesinde küresel trend yukarı yönlüyken Türkiye’de KOBİ iflasları artış eğiliminde; ancak borç yapılandırma çerçeveleri ve konkordato uygulamaları, ekonomiye “sert fren” yerine “yumuşak iniş” sağlayarak istihdam ve vergi gelirlerinde ani düşüşü sınırlamada kritik rol oynuyor.
Türkiye’de de KOBİ iflaslarının artması, ekonomide bir dalga etkisi yaratabilir: Tedarikçiler alacaklarını tahsil edemediği için sıkıntıya girebilir, bankalar batık kredi oranlarının yükselmesiyle kredi vermede daha seçici davranabilir, işsizlik artabilir. Borç müzakeresi süreçleri iflasa göre ekonomiye daha yumuşak bir iniş sağlar; zira işletmeler tamamen yok olmak yerine borçlarını azaltarak yaşamaya devam ederler. Bu, hem vergi gelirlerinin hem istihdamın korunmasına yardımcı olur. Ancak konkordato başvurularının aşırı artması da finansal sistemde alarm yaratır; nitekim 2018-2019 döneminde konkordato taleplerindeki patlama ekonomi çevrelerinde endişe yaratmış ve devlet bazı düzenleyici tedbirler almak zorunda kalmıştı.
Özetle, ister borç müzakeresi yoluyla ister iflas yoluyla olsun, bir KOBİ’nin borç krizini çözme çabası şirket üzerinde derin izler bırakır. Borç yapılandırması, şirketin varlığını sürdürme şansını koruduğundan kötünün iyisi olarak görülebilir, ancak bunun da bir bedeli vardır: Kredi itibarı zedelenir, piyasa güveni sarsılır ve şirket uzun süre sıkı bir mali disipline tabi kalır. İflas ise bir temizlik sağlasa da, işletmeyi ve ilişkili herkesi (çalışanlar, ortaklar, tedarikçiler) olumsuz etkileyen bir süreçtir. Her iki durumda da esas olan, sürecin yasalara uygun, şeffaf ve planlı şekilde yürütülmesidir. Böylece olumsuz etkiler en aza indirilebilir ve ilgili paydaşlar zararlarını bir ölçüde kontrol altında tutabilir.
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.



Yorumlar