Deniz Taşımacılığında Elektronik Seyir Defteri’ne Geçiş
- patikahukuk
- 29 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 Mar
Denizcilik sektöründe dijital araçların yaygınlaşması, çoğu zaman hız, verimlilik ve pratiklik üzerinden değerlendirilir. Oysa bazı sistemler bakımından asıl değişim operasyonel kolaylıkta değil, kayıtların hukuki işlevinde ortaya çıkar. Elektronik Seyir Defteri de bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biridir. Çünkü burada mesele yalnızca kâğıt defterin elektronik ortama taşınması değil; bir kaydın ne şekilde oluşturulduğu, nasıl saklandığı, kim tarafından işlendiği, sonradan değiştirilebilir olup olmadığı ve gerektiğinde ne ölçüde güvenilir bir delil olarak ileri sürülebileceğidir. Bu yönüyle ESD, teknik bir yazılım çözümünden çok, deniz taşımacılığında kayıt disiplinini yeniden tanımlayan bir uyum alanı hâline gelmiştir.

ESD’nin Önemi Nerede Ortaya Çıkıyor?
Elektronik Seyir Defteri; geminin seyir faaliyetleri, makine kullanımı, personel hareketleri ve çevresel olaylara ilişkin bilgilerin dijital sistem üzerinden kaydedilmesini mümkün kılar. Bu sistem, kayıtların daha düzenli biçimde tutulmasını, geriye dönük olarak daha kolay izlenmesini ve denetim süreçlerinde daha sistematik biçimde incelenmesini sağlar. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün kabul ettiği MEPC.312(74) sayılı Karar da elektronik kayıt sistemlerinin kullanımını destekleyerek bu alandaki uluslararası yönelimi güçlendirmiştir. Dolayısıyla ESD, yalnızca yerel bir uygulama değil, küresel denizcilik pratiğinde giderek güçlenen dijital kayıt yaklaşımının bir parçasıdır.
Zorunlulukla Birlikte Başlayan Yeni Uyum Alanı
Türkiye’de 1 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte, belirli tonajdaki Türk bayraklı gemiler bakımından ESD kullanımı zorunlu hâle gelmiştir. Bu değişiklik, görünüşte teknik bir geçiş gibi değerlendirilse de, gerçekte işletmeler açısından yeni bir uyum yükümlülüğü doğurmuştur. Çünkü zorunluluk yalnızca sistemi edinmekten ibaret değildir; kayıtların usulüne uygun tutulması, korunması, erişilebilirliği, doğrulanabilirliği ve gerektiğinde yetkili mercilere sunulabilir durumda olması da bu yükümlülüğün parçasıdır. Bu nedenle ESD’ye geçiş, bir teknoloji yatırımı kadar bir iç kontrol ve sorumluluk yönetimi meselesi olarak da ele alınmalıdır.
Delil Yönetimi Açısından ESD Kayıtları
Elektronik ortamda oluşturulan kayıtların hukuki değeri, özellikle uyuşmazlık doğduğu anda görünür hâle gelir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi uyarınca elektronik veriler, belirli şartlar altında belge ve delil niteliği taşıyabilir. Bu çerçevede ESD kayıtlarının güvenli elektronik imza ile oluşturulması ya da sertifikalı sistemler aracılığıyla tutulması, söz konusu kayıtların ispat gücünü ciddi ölçüde artırır.
Burada belirleyici olan husus, yalnızca verinin varlığı değil, güvenilirliğidir. Bir kaydın hangi tarihte oluşturulduğu, sonradan müdahaleye açık olup olmadığı, sistem bütünlüğünün korunup korunmadığı ve kayıt zincirinin doğrulanabilirliği, o verinin hukuki ağırlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle ESD, basit bir veri toplama aracı olarak değil, aynı zamanda işletmenin ileride karşılaşabileceği iddialara karşı elindeki savunma materyalinin parçası olarak düşünülmelidir. Özellikle denetimler, sigorta süreçleri, çevresel ihlal iddiaları veya sorumluluk tartışmaları bakımından kayıtların eksik, hatalı ya da çelişkili olması, teknik bir kusurun ötesinde hukuki risk yaratabilir.
Kişisel Veri Boyutu: Görünmeyen Ama Kritik Katman
ESD sistemi içinde yer alan verilerin tamamı teknik nitelikte değildir. Personelin görev bilgileri, çalışma süreçleri, vardiya hareketleri veya belirli işlem kayıtları, bazı durumlarda kişisel veri niteliği taşıyabilir. Bu nedenle ESD’nin kullanımı, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bakımından da değerlendirilmelidir. Özellikle hangi verilerin işlendiği, ne kadar süre saklandığı, kimlerin erişebildiği ve hangi şartlarda üçüncü kişilerle paylaşılabildiği açık biçimde belirlenmelidir.
Bu noktada en önemli mesele, veri işleme faaliyetinin sistemin doğal sonucu olarak görülüp hukuki çerçevenin geri planda bırakılmasıdır. Oysa dijital kayıt sistemlerinde veri minimizasyonu, saklama süresi, erişim yetkileri ve sınır ötesi veri aktarımı gibi başlıklar, teknik altyapı kadar önem taşır. Özellikle uluslararası veri paylaşımının gündeme geldiği hâllerde, yalnızca operasyonel ihtiyaçlara göre değil, veri koruma mevzuatına uygun hukuki mekanizmalar çerçevesinde hareket edilmesi gerekir.
Bu yüzden ESD bakımından asıl mesele teknolojiye geçmek değil; kayıtların hukuki dayanıklılığını, idari denetlenebilirliğini ve veri işleme meşruiyetini aynı anda sağlayabilmektir. Sistem doğru yönetildiğinde işletme lehine güçlü bir güvence üretir; yanlış kurgulandığında ise sorumluluk, yaptırım ve ispat zafiyeti riskini büyütür. Dolayısıyla Elektronik Seyir Defteri, denizcilik sektöründe yalnızca yeni bir uygulama değil, doğrudan doğruya kurumsal uyum kapasitesini test eden bir alan olarak değerlendirilmelidir.
KAYNAKLAR
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.


Yorumlar